« Önceki |

9/2/2008

BENDE ÖĞRENDİM ARTIK

                                           

Öğrendim...

Hayatımda ilk önce sevmeyi öğrendim, çünkü sevdikçe kendimi hissettiğimi gördüm.

Affetmenin ne olduğunu anladım ve affetmenin aslında yeni insanlar kazandırdığını gördüm.

Bir gün geçmişime baktığımda pişmanlıklarımdan üzülmediğimi gördüm, bunları ben yaşadım çünkü.

Birisini hatırlamanın aslında ufak bir telefon görüşmesi kadar basit olduğunu biliyorum artık.

Trafik işaretlerinden geçerken omzumun üstünden baktığımı şehri geçerken farkettim.

Aslında bana değer veren insanların çok yakınımda olduğunu fakat gözlerimin hep uzaklarda olduğunu gördüm.

Birisini kırdıktan sonra özür dilemenin beni ben yaptığını anladım.

Sen benim için değerlesin cümlesinin verilecek en güzel hediye olduğunu buldum.

Bir yerden sonra kelimelerin mana vermediğini öğrendim.

Sahilde yürür ve düşünürken birisininde beni düşündüğü duygusu beni sevindiriyor.

Mutlu olmanın aslında bir kedinin güzel bir anını yakalamak kadar basit olduğunu anladım.

Kaçırdığım fırsatların aslında bana yeni fırsatlar yarattığını gördüm.

Yıldızların benim için parladığını göremeyen gözlerim, gün geldi hayatımdan kayan yıldızların gömüldüğü maziyi unutması gerektiğini anladım.

Gözlerin kelimelerden daha önemli olduğunu ve yalan söylemediğini biliyorum.

Hayatımda yanımda görmak istediklerimi yanımda göreceğim çünkü onlarında bana değer verdiğini biliyorum.

Telefonun 160 karakterine üzüntünün, mutluluğun ve yıkıntının sığdığını gördüm.

Yaşamın yaşamaya değer olduğunu ve istersem mutlu olabileceğimi ÖĞRENDİM ARTIK!..

8/2/2008

SİTEM

                               

Yanlış aşkların güzergahından çark etmişe benziyor yüreğim..
Karanlığa sitem, yıllara özlem gibi kanayan yaralarım..
Bunlara rağmen şehir gözbebeğime sığmıyorsa artık..
Daha ne demeye uğraşmalı..
Bir eylül daha soluyorsa divane ömrümün tenha sokaklarında..
Bir ömür,daha kaç asıra sığar böyle?
Bu düğümü...
Yenilmeye hükümlü ömrümün aynadaki kahrolası görüntüsünü..
Kendime soruyorum..

Herkes gibi olmak varken..
Bu kendinden tezat yüreğimin kuytu köşelerinde..
Bir sığınak arıyorum, yaşamış olmaya dair..
Belki de yaşıyorum kimbilir?
Ama nedense kalbimin sesinde bir sükunet bulamıyorum..
Ve geçip giden günlerden geriye tek gördüğüm;
İnsan kalabalıklarında..
Bir labirentin içinde çıkış yolu bulurum umuduyla oradan oraya çırpınışım..

7/2/2008

HAYATIN RENKLERİ

 

                                  

  Hayatın renklerini hiç düşündünüz mü?

Mutluluğun toz pembesiyle, mutsuzluğun simsiyahlığından başka renk yokmuş gibi davranırız.Bir de renksizlik.Oysa hayatın her döneminin renkleri vardır.Toz pembeyle siyah arasında doğanın nice rengi oynaşır durur.

 İçimizden fışkıran bir sevinç anının şafak kırmızısı nasıl da sarıverir bizi.

Her yanımız nasıl canlı, nasıl sıcaktır.Umudumuz birdenbire kırıldığında nasıl da soluverir.Bir kahverenginin kendi içinde kıvrılmış hüznünü duyarız.Belki de içimizde bilmediğimiz bir ressam, nerede oturduğğunu bilmediğimiz bir ışıkçı var.Yaşadığımız her anın, her duygunun ,her düşüncenin renklerini değiştiren,onları parlatan, solduran, değiştiren bilmediğimiz varlık.

  Bazen bir günün içinde nice renkler vardır.Limon sarısıyla başlayan bir güne, sevdiğiniz biri bir avuç leylak rengi katıverir, arkadan pembelerle maviler yarışır.Hayatımız renklenir.Bazende tatlı kırmızıyla başlayan günümüz tatsız olaylarla grileşir, sonra tatsızlıklar düzelir geri kalan dilimi uçuk mavi yaşarız.Her günümüzün içine bir pembe noktacık koyabilmeyi, bir tutam mavi serpebilmeyi, biraz filiz yeşili serpebilmeyi başarsak.Nedir peki hayatımıza biraz renk katmak?Alışkanlıkların içinde kaybettiğimiz duygularımızı biraz canlandırmak.

  Oysa içimizin reklerini görmeyi bilmeliyiz.Pembeleri boğan nedir?Mavilerimizi örten nedir?Beyazımızı neler kirletir?Asıl renklerimiz nelerdir, bizi biz yapan renkler.Önce bu renkleri bulmayı tanımayı başarmalıyız.Sonra da ayrık otların bastığı bir çiçek tarhı gibi bizi sarartan, karartan renkleri bulmayı ayıklamayı başarmalıyız.

  Her insan bir renk cümbüşüdür.Hayatın insana verdiği renklerden daha fazlasını insan hayata verir.Doğada güneşin doğması ve batması için bir gün gereklidir.Ama düşünsenize, insanın içindeki güneşin doğması ve batması bir günde kaç kez olabilir.Hayatı kendi renklerimizle yoğuralım, hayata kendi renklerimizi katalım.Bu da kendimizi kişiliğimizi geliştirmekle olacaktır.

Yaşama gücümüz, hayatı görebilme gücümüz, ışığımızı parlatacak, renklerimizi ortaya çıkaracaktır.

  UNUTMAYALIM HAYAT YAŞAMA CESARETİ OLANLARI SEVER.

7/2/2008

BEKLEDİM

Tanıştığımızda çok güçlü olduğumu anlattım, uzun uzun sana...Evlendiğimizde her fırsatta ağlayışımı görünce:

 "-Ne kadar acizsin!"demeni bekledim;ama sen:

 "-Benim hanımım bunu da başarır." diyerek yüreklendirdin.

Gözlerimin içine bakıp:

 "-Seni seviyorum." derken, benden cevap alamadığın her defada:

"-Senden nefret ediyorum."demeni bekledim, ama sen:

 "-Ben bu sevgiyi ikimiz içinde yaşıyorum "diyerek benim sevgimi de yüklendin.

 Uzun zamandır görüşmediğin bir dostunla vaktin nasıl geçtiğini anlamayıp eve geç geldiğinde, bütün bir gece astığım yüzüme bakıp:

 "-Yeter artık!" demeni bekledim;ama sen:

 "-Yapmamalıydım." deyip özür diledin.

Senin elinden hiçbir iş gelmediğini, ne kadar beceriksiz olduğunu arkadaşlarıma anlatırken, aslında senin uyuadığını ve salondan bütün konuşulanları duyduğunu fark edince ağır hakaretler edersin diye bekledim;ama sen:

 "-Ben nerede yanlış yaptım?" deyip üzüldün.

 Dışarıdaki insanlara kızarken, hiçbir suçları yokken çocuklara bağırıp çağırırken;

 "Sen ne biçim annesin!" demeni bekledim;ama sen:

"-Canlarım benim!" deyip onlara sarılıp kokladın.

 Çok erken işe gidiyordun, bir kahvaltı hazırlayamadım.Ama evi temizledim, çok güzel yemekler yaptım, komşularla iyi geçindim, akrabaların gönlünü yaptım.Ellerim hamurluydu yada çok işim vardı, sana doğru dürüst bir:

 "-Hoşgeldin!.." diyemedim.

 Pişman oldum yaptıklarımdan...Telafi etmeye hazırım tüm gücümle.

 "Ben de SENİ SEVİYORUM." demek için yoğunbakımın koridora açılan penceresinden gözlerini açmanı bekledim...

 AÇMADIN!..                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                          

6/2/2008

YÜREĞİMİN EN GÜZEL KADINI

                           

 Yüreğimin en güzel kadını...

Kainatın en asil sıfatı...

Bir eylül sabahı başlayan hikayemizin sevgili kahramanı...

Kanayan duygularımın en fedakar merhemi oldun sen...Yüreğimde beyazlıkları senden çalmışım ve yerine sevgi koymasamda, sen bana hep tebessümle bakmışsın...

Anneciğim...

Yüreğimin en güzel kadını...

Şiirlerin en anlamlı mısrası...

Çisildeyen yağmur gibi tılsımlı sevdaların öyküsünde, kalbimin topraklarını yeşerten fedakarlık cümleleridir bunlar..Gelecekteki hiçbir günü düşünmeden,

sana doğru uzattığım tüm anlamsız latifeler yakar şimdi yüreğimi.Beni ağlatanın sen olmadığı beni yaralayanın ve anlamayanın sen olmadığı sonraları deler geçer içimi..Ve sevdamın azizliği de kurtarmaz beni...

 Anneciğim;çok incittim mi seni?

Yüreğimin en güzel kadını...

 Sahte guruların peşinde önüme bakmadan yürüdüğüm bu yolda sen çağırdın beni temiz gerçeklere ve sen ağladın benim acizliğime...Yakınırken senden beni bırak diye sevgi için var olduğunu düşünmedim hiç...Şimdi tüm serzenişlerim sensizliğe..Tüm bildiğim doğrularımın tek mimarı olan sen, hiç yüzüme vurmadın hatalarımı..Hiç ardına bakmadın benim için siper alırken hayata..Düşündümde boşuna değil cennetin ayaklarının altına serilmesi, boşuna değil adına merhamet kraliçesi denmesi.Sen..

 Anneciğim...

Yüreğimin en güzel kadını...

Cümlelerimin beyazı kıskandıran sevdası..

Beni sevmediğini bile düşündüğüm dakikalar, şimdi beni terk etti yalnızlığa..Ama artık çok geçti.Kendime bile söyleyemediğim içimdeki kıymetibi bana Yaratanım bildirdi..

Annciğim..

Şerefli ve temiz...Asil ve yorgun gözlerin sahibi..Ne hatıralar saklanır içimde..Birgün beyaz saadete büründüğümde o kapıdan çıkarken önüme dökülmesinden korkarım ve seni üzdüğüm her dakika için ağlarım..

 Anneciğim..

Yüreğimin en güzel kadını...

SEVİYORUM SENİ...

6/2/2008

GERÇEK SEVGİ

                                          

  Sevgi.Sevmek ve sevilmek ne kadar güzel kavramlar.Sevgi insanı evreni her canlıyı kuşatmıştır.Sevgisiz bir dünya yada bir insan düşünmak imkansızdır.En katı kalp bile bir şekilde yumuşar ve sevgi tomurcukları filizlenir.Sonra bu fidanlar büyür büyür de koca bir sevgi bahçesi olur.İşte o zaman insan herşeye ve herkese iyi bakar.

  Sevgiyi kısıtlamak mümkün değildir.Sevgi adeta akan su gibi sınırsız saf ve berraktır.Ama önemli olan gerçekten sevebilmektir.Peki gerçek sevgi nedir?Gerçek sevgi iyilik gördüğün zaman artmayan kötülük gördüğün zaman azalmayandır.Gerçek sevgi kendinden çok sevdiğini düşünebilmektir.Gerçek sevgi sevdiğini herhaliyle sevmektir.Gerçek sevgi küçük bir kız çocuğunun masum bakışları gibi saf ve günahsızdır.Gerçek sevgi bir annenin yavrusuna duyduğu sevgi gibidir.Gerçek sevgi elimizdeki ekmeği başkasıyla bölüşebilmektir.Gerçek sevgi iki zeytinle bir dilim ekmeğe sevinebilmektir.Gerçek sevgi tüm zorluklara göğüs gererek sevgiyi yaşatmaktır.Düşünelim o zaman bizim ne kadar gerçek sevdiğimiz ve bizi ne kadar gerçek seven var?

  Sevgi olmayan yerde hüzün ve hüsran olur.Çünkü ancak sevgi ekilen yerde sevinç büyür.Gerçekten seven ve sevilen dostlar olmak dileğiyle..

6/2/2008

BEKLEYİŞİMİN ÖYKÜSÜ

           

Günler güz yaprakları gibi birer birer dökülürken ayaklarımın dibine,

Ben her gece karanlığa dikip gözlerimi senin aydınlığını bekledim.

  Sen yoktun..

Binlerce adım attım bu kentin sokaklarında.

Her köşeyi, her parkı, her ağacı ezberledim.Sevdaya bulanmış her kaldırım taşında senin adını aradım.

  Sen yoktun..

Evlerin duvarları birer birer üzerime yıkıldı.Her bir hücremin acısını ta yüreğimde hissederken beni enkazın altından çekip alacak elini aradım.

  Sen yoktun..

Özlem şarkıları ezberledim.Kimini bağıra bağıra, kimini fısıltıyla söyledim.

Karanlığa haykırdım hasretimi.Sesimi duyacaksın diye bekledim.

  Sen yoktun..

Her yağmurla birlikte hüzünde yağdı bu kentin üzerine.Bulutlar yalnızlığın işaretiydi benim için.Beni ıslatan yağmur olmadı.Ben senin özleminle sırılsıklamdım her mevsim.

Hayat;merhaba dedi, bahara çiçek çiçek.Uzun kıştan sonra gelmez dediğim göçmen kuşların dönüşünü gördüm.

  Sen yoktun..

Denizin sonsuz maviliğine umut bağladım.kıyılarda tükettim bekleyişleirmi.

Hep sensiz gemiler geçti limandan.

Ben gemicilerin hasret türkülerine eşlik ettim.

  Sen yoktun..

Gözümden bir tek damla yaş akmadı.Onlar sana aitti, sana kalmalıydı.

Kimselere söyleyemedim acılarımı, bekleyişimin öyküsünü kimselere anlatamadım.

Nice fırtınalar koptu yüreğimde.Dalgalar dövdü hayallerimi.Sığınacak bir liman, yaslanacak bir omuz aradım.

  Sen yoktun..

Her gece ay paramparça oldu.Her gece yıldızlar birer birer düştü sokaklara.

Yıldızları saçına takıp gelmeni bekledim.

Ve bir güneş gibi doğup aydınlatmanı bekledim bu kara dünyamı.

 AMA

  SEN YOKTUN!

 

cool styles
Desktop Computers